Ertelemek

ertelemek

“Bir şeyleri, yarım bırakmadıkça mı kendimizi seviyoruz; yoksa kendimizi sevdikçe mi yarım bırakmıyoruz.”

 

Şu sıralar hangi kişisel gelişim dergilerine ve kitaplarına baksam okuduğum ana başlık hiç değişmiyor: “Önce kendini sev”, “kendinle mutluysan bu işi oldu bil”, “zihnine kulak ver” ,“iç sesini yabana atma” … Daha da türetmeyeyim, siz anladınız. Evirdim çevirdim bu bilgiler bana ne ifade ediyor diye ve hepinizin de başına geldiği gibi bu cümleler hep “gelecekte bir gün bu olacak, inanıyorum” kodu ile beynimizin rafında huzurla yatıyor. Şimdi olabileceğine inancımız olmadığı zaten kesin; ama yine de o nirvana için yatırımlara ufak ufak başlıyoruz. Ne yapabilirim bir düşüneyim, yogaya ne dersin? Kendini çok seviyormuşsun aşağı bakan köpek duruşuyla (!) Yapıyoruz sonra içimizden bir ses “kendini sevmenin yolu bu kadar basit olamaz bu işte bir iş var” diyor. İngilizce kursuna gideyim, gitarı ilerleteyim, yemek work shop larına katılayım vs. derken yarıda bırakılmış tonlarca şey ile ızdırabımız daha da katlanıyor; “millet yapıyor ne güzel ben niye yarıda bırakıyorum”, “herkes için popülerse benim için de popüler olmalı”… Kendimize yabancılaşmaya yarım bıraktığımız aktivitelerin başkaları tarafından gayet de iyi yapıldığını görerek başlıyoruz. Acaba bizi nelerin mutlu edebileceğine dair ufak bir ipucu alabilmek için soluklanmayı hangimiz akıl edebiliyoruz? Kendimize tahammülümüz olmadan sağa sola çarparak mutluluk yaratma çabasındayız. Yanlış yönelimlerle yarıda bıraktığımız şeylerin altında ezildikçe eziliyoruz, neden? Çünkü yazar önce kendini seversen mutlu olursun dedi, ben de sevmenin yollarını arıyorum. Hiç aramayın boşa, çünkü ben baktım orada değil (!) Hiç düşündünüz mü mutluluğunuzun kimsenin aklına bile gelmeyecek sıradan şeylerde saklı olabileceğini? Ah bir de onaylanma korkusu olmasa kim bilir ne yaratıcı benlik sevgileri çıkacak ortaya. İnsanlar saçma bulur korkusuyla daha beynimizin proje aşamasında yok ettiğimiz onlarca mutluluk sebebi…

Hani mülakatlarda soruyoruz ya “sizi en çok ne motive eder?”; adapte edin bu soruyu sosyal yaşantınıza, düşünün iki saat ve yazın aklınızdakileri. Beyninizin gün boyu çıkardığı seslerin çoğu akmayacak o kağıtlara, özü görebileceksiniz. Ortaya şaşırtıcı ve belki de hiç eğlenceli olmayacak aktiviteler çıkacak. Mesela, “bilgi mi kendinize olan sevginizi arttırıyor?”; o zaman daha fazla nasıl bilebilirsiniz onun cevabını arayın. Belki sizin mutluluğunuz yaparken keyif aldığınız şeylerle değil, yaptıktan sonra öğrendiklerinizle gelen güçle artacak. İş hukuku hakkında bilgileriniz mi yetersiz, o zaman alın bir kitap başlayın, bitirin ve kitabı kapattığınızda ne hissedeceksiniz bir bakın bakalım. Yogadan iş hukukuna çok keskin bir viraj aldık değil mi? Bu zamana kadar yarıda bıraktığımız ya da hiç başlamadan bitirdiğimiz şeylere yeniden niyet etsek, “kendini sevmek” ile ilgili düşünmeye bile fırsatımız olmadan an’ın içinde yumak olacağız mutlu mesut. Şimdi izninizle o kitaplarda yazan meşhur “Kendini Sev” cümlesinin tanımını bir de ben yazmak istiyorum:

“Kendini sevmek, popüler olan şeylere atılmadan önce kalbine danışıp, seni motive eden şeyleri tespit ettikten sonra tez vakitte harekete geçebilip (zihnin vaktim yok oyununa kanmadan), başlayıp bitirmenin mükemmel hafifliği ile gelen ufak bir gülümsemeden başka bir şey değildir.” Siz mutlu olabileceğiniz şeyleri erteleyip (kendinizi) yarım bırakırsanız, başkaları da sizi yarım bırakma konusunda epey bonkör davranacaktır. Biliyorum söylediklerimin hiçbirini yeni duymadınız. Lisede öğretmenlerimizin de sürekli dediği gibi: “Bunları zaten biliyorsunuz, ben sadece hatırlatıyorum.” J Ben mutluluğu yarım bıraktıklarımı tekrar gündemime alarak ve tek tek başardıkça da kendimi daha iyi tanıyarak buldum; bunu paylaşmalıydım.

 

Çok değerli bir arkadaşım bir gün bana şöyle demişti: “Hayatındaki kişiyi sevip sevmediğini sorguluyorsan muhtemelen sevmiyorsundur.”

 

“Kendimi seviyor muyum?” sorusunun aklınıza bile gelmediği dolu dolu “An”lara…

Sevgilerle…

Dilhun.

One Response

  1. Onur İmamoğlu 16 Şubat 2018